Değerli Meslektaşlarımız,

Türkiye EKMUD Zoonotik Hastalıklar ve Viral Kanamalı Ateşler Çalışma Grubu tarafından, Ebola virüs hastalığına ilişkin güncel bilgileri ve temel yaklaşımları içeren bir bilgi notu hazırlanmıştır.

Ebola virüs hastalığının epidemiyolojisi, bulaş yolları, klinik bulguları, tanı, korunma ve kontrol önlemlerine yönelik özet bilgilere ulaşmak için bilgi notunu inceleyebilirsiniz.

Bilgi notuna makalenin devamında ulaşabilirsiniz..

Saygılarımızla,
Türkiye EKMUD

Ebola Virüs Hastalığı Bilgi Notu

Dünya Sağlık Örgütü’nün Mayıs 2026 tarihli güncel değerlendirmelerine göre Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda’da ortaya çıkan yeni Ebola salgını uluslararası düzeyde dikkatle izlenmektedir. Salgında etken olarak Bundibugyo ebolavirus tanımlanmıştır. DSÖ, salgının sınır aşan yayılım potansiyeli, sağlık çalışanlarında görülen enfeksiyonlar ve bölgede temaslı takibini zorlaştıran sosyo-politik koşullar nedeniyle durumu “Uluslararası Öneme Sahip Halk Sağlığı Acil Durumu” kapsamında değerlendirmiştir. Bildirilen verilere göre laboratuvar doğrulanmış olguların yanı sıra çok sayıda şüpheli vaka ve ölüm bulunmaktadır. Özellikle etkin aşı ve özgül tedavi eksikliği nedeniyle salgının bölgesel risk oluşturduğu vurgulanmaktadır.

Ebola salgınlarına ilişkin güncel gelişmeler bu şekildeyken, hastalığın ortaya çıkışı, bulaş yolları, belirtileri ve korunma yöntemleri hakkında genel bilgilerin de hatırlanması farkındalığı artırmak açısından önem taşımaktadır.

Ebola virüs hastalığı, Filoviridae ailesinde yer alan Ebola virüslerinin neden olduğu, yüksek mortalite potansiyeline sahip ağır bir zoonotik enfeksiyondur. İnsanlarda hastalık yapan başlıca türler arasında Zaire ebolavirus, Sudan ebolavirus, Bundibugyo ebolavirus ve Taï Forest ebolavirus bulunmaktadır. Hastalığın doğal rezervuarının meyve yarasaları olduğu düşünülmekte; enfekte vahşi hayvanlarla temas sonrasında insanlara geçiş meydana gelebilmektedir. İnsanlar arasında bulaş ise özellikle semptomatik hastaların kanı ve diğer vücut sıvılarıyla doğrudan temas sonucu gerçekleşmektedir. Ebola virüsü hava yoluyla bulaşan bir enfeksiyon olarak kabul edilmemektedir.

Ebola enfeksiyonunun inkübasyon süresi genellikle 2–21 gün arasında değişmekte olup ortalama 8–10 gündür. Hastalık çoğunlukla ani başlayan ateş, halsizlik, miyalji, baş ağrısı ve boğaz ağrısı gibi nonspesifik belirtilerle başlamaktadır. Klinik ilerledikçe kusma, şiddetli diyare, karın ağrısı ve döküntü gelişebilmektedir. Ağır olgularda hepatik ve renal yetmezlik, dolaşım bozukluğu ve çoklu organ yetmezliği görülebilir. Hemorajik bulgular her hastada ortaya çıkmamakla birlikte özellikle ileri evrede diş eti kanaması, gastrointestinal kanama, peteşi, ekimoz ve dissemine intravasküler koagülasyon gelişebilmektedir. Salgınlara göre değişmekle birlikte olgu ölüm oranı %25 ile %90 arasında bildirilmektedir.

Ebola virüs hastalığının tanısı; klinik bulguların yanı sıra epidemiyolojik temas öyküsünün değerlendirilmesiyle düşünülmelidir. Özellikle endemik bölgeye seyahat öyküsü, doğrulanmış olgularla temas ve açıklanamayan akut febril hastalık varlığı önem taşımaktadır. Kesin tanıda RT-PCR yöntemi altın standart olarak kabul edilmektedir. Ayrıca antijen testleri ve serolojik yöntemlerden de yararlanılabilmektedir. Laboratuvar incelemelerinde sıklıkla trombositopeni, lenfopeni, karaciğer enzim yüksekliği ve koagülasyon bozuklukları saptanır. Tanı süreçlerinin biyogüvenlik düzeyi yüksek laboratuvarlarda yürütülmesi gerekmektedir.

Tedavide temel yaklaşım yoğun destek tedavisidir. Hastaların sıvı-elektrolit dengelerinin korunması, hemodinamik stabilizasyonun sağlanması, oksijen desteği ve organ destek tedavileri mortalitenin azaltılmasında kritik öneme sahiptir. Sekonder enfeksiyonların yönetimi de tedavinin önemli bir parçasıdır. Zaire ebolavirus için geliştirilen bazı monoklonal antikor tedavileri kullanılabilmekle birlikte, güncel salgında sorumlu olduğu bildirilen Bundibugyo suşuna yönelik etkinliği kanıtlanmış spesifik antiviral tedavi veya lisanslı aşı henüz bulunmamaktadır.

Korunmada erken tanı, hasta izolasyonu ve temaslı takibi temel stratejileri oluşturmaktadır. Sağlık çalışanlarının uygun kişisel koruyucu ekipman kullanması, enfekte materyallerle güvenli temas yönetimi ve güvenli defin uygulamaları salgın kontrolünde büyük önem taşımaktadır. Toplumun bilgilendirilmesi ve sürveyans sistemlerinin güçlendirilmesi de yayılımın önlenmesinde kritik rol oynamaktadır. Mevcut Ebola aşıları esas olarak Zaire suşuna karşı geliştirilmiş olup Bundibugyo suşuna karşı koruyuculuğa ilişkin yeterli veri bulunmamaktadır.

Ebola salgınları yalnızca enfekte bireyleri değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğini, temel sağlık hizmetlerinin devamlılığını ve toplum güvenliğini de ciddi biçimde etkileyen halk sağlığı tehditleridir. Özellikle kaynakları sınırlı ülkelerde salgınlar; rutin aşılama programlarında aksama, anne-çocuk sağlığı hizmetlerinde gerileme ve sağlık çalışanı kayıpları gibi ikincil sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle uluslararası iş birliği, erken uyarı sistemleri, sınır ötesi sürveyans ve “Tek Sağlık (One Health)” yaklaşımının güçlendirilmesi Ebola ile mücadelede kritik öneme sahiptir.

Sonuç olarak Ebola virüs hastalığı, yüksek mortalite oranı, sağlık sistemleri üzerindeki yükü ve salgın potansiyeli nedeniyle küresel öneme sahip zoonotik enfeksiyonlardan biri olmaya devam etmektedir. Güncel salgında nadir görülen Bundibugyo suşunun etken olması, mevcut korunma ve tedavi seçeneklerinin sınırlılığı nedeniyle uluslararası sağlık otoritelerinin dikkatini artırmıştır. Erken tanı, güçlü sürveyans, enfeksiyon kontrol önlemleri ve hızlı halk sağlığı müdahaleleri salgının kontrol altına alınmasında temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır.